Ben bu kulaklara göre ağız değilim demiş Nietzsche zamanında.

portakalyokusu:

Jean Paul Sartre, Ernest Hemingway, Albert Schweitzer.

"Bulantı; hayat karşısında duyacağın tek şey bu olmalı… kendini, çevreni, inandığın, takdir ettiğin, onayladığın herşeyi düşün. yaşamını gözden geçir. yaşadığın dünya sana yabancı ve düşmandır. bilinçsizdir, saçmadır. sen, yaşadığın dünyanın bu özelliklerini gördüğün zaman duyacağın tek şey, bulantı olacak, bir iç sıkıntısı duyacaksın. ama bazıları, bulantıdan kaçar. “tanrı”, “töre”, “ahlak” gibi kavramların arkasına sığınır. sen, bulantıyı duyduğun zaman uyanmalısın. ahlaklı olarak bildiğin bütün kişi ve kurumların seni tükettiğini farkedeceksin . her türlü özgürlüğün yasak olduğu bir ahlaki sistemde, ahlaksız yaşamanın bir erdem olduğu gerçeğini göremedin. evrenin büyüsünü çözdün, tanrıyı yitirmenle evrenin eksenine kendin oturdun. tanrıyı kaybetmen güzel. ama bir tanrıyı reddedip yeni tanrılar, efendiler yarattın. yaşadığın toprağa taptın. unutma ki; toprak, uğrunda ölen varsa utanmalıdır! sen, sadece onlarla çatışmamak için insanları sevdin. yarattığın dev teknolojin sayesinde pek çok şey kazandın. ama şimdi herşeyi kaybetme tehlikesi içindesin! gerçi atom sırlarını çözdün, ama kendi kendine yabancı oldun. senin çok şeyini elinden aldılar. ancak bir tanesinin elinden alınmasına izin verme: kendi varoluşun! sen, bir devlet hastanesinin doğum kliniğinde dünyaya geldin, sonra okula oradanda fabrika ya da büroya gönderdiler seni. seçim hakkı bırakmadılar. ölümün bile kendinin değil çoğu kez. bir yığınsın. bulantıyı duy. yürüyen şeridin üzerine bir paket gibi bırakılmayı reddet. kendi yaşamına, kendin şekil ver. sen, özgürlüğe mahkumsun çünkü !"
Bulantı, Jean Paul Sartre (via portakalyokusu)
"Bazı kadınlar, yakalanamaz, durdurulamaz ve kimseye ait olamazlar. Onlar zaten kendilerine bile ait değildir de, o karmaşık bir mesele. O kadınlara yalnızca yakın durulabilir, yakalanıp durdurursan, kendine ait kılarsan.Ölüverirler. Çünkü onlar kuş gibidirler. Böyle uçucu kadınlar, tepeden aşağıya inen bir bisiklet gibi, fren yaptıklarında düşeceklerini pekiyi bilirler. O yüzden belki de hayat boyu kendilerini en sevdiklerinden bile korumak mecburiyetindedirler. Kendilerini durdurup, öldürüverecek şeylere karşı dikkatli olmaları gerektiğini -her nasılsa bilirler. Onlar, insanı ancak frensiz bir seyahate davet edebilirler. Zira fren yaparlarsa artık onlar, o kadınlar değiller. Bozulmuş bir oyuncak gibi kıymetsizler.Kanatlarının altına rüzgârı aldığında uçabilen kuşlar gibi, rüzgârsız kaldığında bir lokma ete dönüşen kadınlar… Ve adamlar, ekseriyetle, kadınları eğitilebilecek kuşlar sanırlar. Bilir misiniz? Eğiticiler, eve dönsünler, uzaklara uçmasın diye önce kuşların kanatlarını biraz kırarlar..Ama kimi kuşlar ve kadınlar, gökyüzü kadar uçmayacaklarsa ölüvermeyi tercih ederler…"
Ece Temelkuran (via portakalyokusu)
"Kendinden hiç hoşnut olmayan pek çok insan gördüm; bunlar önce başkalarının kendileri hakkında iyi düşünmelerini sağlamaya çalışırlar. Bunu başarınca da bu sefer kendileri de kendileri hakkında iyi düşünmeye başlarlar. Ama bu sahte bir çözümdür; bu, başkalarının otoritesi altına girmeyi kabullenmektir. Size düşen ödev kendinizi kabullenmenizdir, benim sizi kabullenmemin yollarını aramak değil."
Nietzsche Ağladığında, Irvin D. Yalom (via portakalyokusu)
 
Sonraki sayfa